DÜNDEN...


* Aslında Kayserispor-Beşiktaş maçını yazacaktım ama, Beşiktaş'ta yeni bir şey yok... Üstüne İbrahim Üzülmez bile kötü gününde olunca...

* Kayseri'yi özel kılan orta üçlüsünden iki tanesinin ( Santana-Furkan ) ceza sahasına topsuz koşu yapabilmesi. Türkiye'de buna başka örnek yok. En iyi orta saha oyuncuları denen Emre Belözoğlu, Selçuk İnan vs. de dahil...

* Şu elini indir artık Rüştü.

* Hasan Ali Kaldırım çok iyi futbolcu olacak... ( kahin Büyük Mustafa modeli )

* Galatasaray basketbol takımını izledim, "ne yaparlar?" diye soranlara söyleyeyim; Caner Topaloğlu ilk 5 oynuyor. Gerisini siz düşünün...

* Pınar Karşıyaka da iyi değil...

* Furkan Aldemir asla yıldız olamaz, bu kadar yaygara yapılmasına gerek yoktu...

* Napoli + Milan + TV8 yayını + yağışlı hava + berbat zemin = işkence.

* Pato beklenen patlamayı yakında yapar... Ama muhtemelen Milan'ın elinde patlar... Halı sahada hep forvet oynayıp hiç işe yaramayan, güzel formalı zengin çocuklarına benziyor.

* Napoli; 3-5-2 oynuyor. Öndeki ikili Lavezzi - Cavani tamam ama arkası rezalet; bu defans ve orta sahayla ( 3 oyuncu sayıyorum= Pazienza, Gargano, Yebda ), üstelik 10 kişiyle Milan'a dünya kadar pozisyon bulabildiler ya...

* Milan'ın 2. sol beki Bonera'ymış gördük. Hadi as sol bek Ashley Cole falan olur anlarım ama; 11'in değişmez sol beki de Antonini...

* SCHUSTER KAL !!!

FENERBAHÇE:0 GALATASARAY:0

Herşeyden önce bir 'derbi maçı' izledik,çok kaliteli olmasa da yüksek mücadeleli bir oyun oldu.Hafta içindeki tahminlerden çok farklı bir skor tabelası vardı 90 dakika sonunda.Gol rekoru kırılacağından falan bahsediliyordu.Takımları bırakın,forvetlerin '2.5 gol üstü' bahisleri falan açılmıştı.Ancak yine bir derbi daha beklenenin aksine sürpriz bir şekilde sonuçlandı,golsüz sona erdi...

Öncelikle Galatasaray'la başlayalım.Çünkü hem maç öncesindeki mental ve taktiksel hazırlığı daha iyi yapmışlardı hem de 90dakika boyunca kontrol ellerindeydi.'Kontrolün ellerinde olması' ibaresini maç boyunca baskılı oynama,sayısız pozisyona girip gol çıkaramama şeklinde kullanmıyorum;yanlızca maçın her dakikası Galatasaray'ın istediği şekilde ilerlerdi yani bugece Kadıköy'de maça yön veren takım Galatasary'dı.
4'lü defans sabit,ortada CANA-AYHAN-M.SARP üçgeni,sağda ELANO,solda MİSİMOVİC ilerde PİNO gezgin santrafor...Tugay Kerimoğlu bugün takımı böyle oynattı,tüm oyuncu değişikliklerinde de parmağı vardı diye düşünüyorum.



Aykut Kocaman ise Konya'da iyi oynayan ve kazanan takımı bozmamış,beklenen 11'le sahaya çıkmıştı.Ancak Aykut Kocaman da hafta içi yazılanlardan çok etkilenmiş olacak ki 'iddaa bile bize 1.50 oran verio,nasıl olsa kazanırız' düşüncesiyle haftayı geçirmiş ve Kadıköy'de işler ters giderse herhangi bir Bplanı düşünmemiş(SEMİH-ALEX değişikliğini herhangi bir plana dahil etmiyorum).
Maç başladı takımlar kontrollü ve SERT bir oyunla sahada birbirlerine diş geçirmeye çalıştılar.Özellikle Galatasaray bu sertlikten,bir deplasman takımı olarak daha çok verim sağladı.Fenerbahçe solda STOCH-SABRİ,sağda DİA-H.BALTA,ortada da M.TOPUZ-AYHAN ve EMRE-M.SARP eşleşmelerinden pozitif bir aksiyon gösteremedi,özellikle MİSİMOVİC ve ELANO'nun her topta bekleriyle birlikte defansa dönmesiyle Fenerbahçe'nin oyununun tamamen NİANG'in üstüne yığılmasına sebep oldu.ELANO'nun ekstra oyunu CANER'i,YOBO'nun yanına hapsetti maç boyunca nerdeyse hiç ileri çıkamadı.G.GÖNÜL'ünde kötü gününde olması kanat varyasyonlarını tamamen aksattı.NİANG'ın tek başına topu alıp,arkasını dönüp,2stoperi+1önliberoyu geçip karşı kalede tehlike yaratma ihtimali de çok düşük olduğundan Fenerbahçe ilk yarı hiç pozisyona giremedi.ALEX'in silik oyunu da Fenerbahçe'nin hücum opsiyonlarını iyiden iyiye azalttı ki duran toplarda da bugece 2 takımda tehlike yaratamadı.
Tugay ve Hagi yerinde değişiklikler yaptı.Rijkard'ın gazabından yeni kurtulmuş yorgun yabancılarını çıkarttı(ama es-kaza 1 gol yeseydi korkak Hagi olacaktı...),saha içindeki doğru rotasyonlarla maçı kazanabilme noktasına kadar getirdi ancak olmadı.Galatasaray çok ekstra bir oyun oynamasa da maça iyi hazırlandığını sahadaki her haliyle belli etti.

Fenerbahçe ise sayılı dakikalarda yükselttiği tempo sayesinde ve NİANG'in becerileriyle pozisyon buldu ancak bugece bundan fazlası gerekiyordu.Özellikle SEMİH-ALEX değişikliğini anlamış değilim!!!Atıl pozisyonda kalan EMRE-M.TOPUZ 2'lisinden 1'i yerine,ALEX tercihini sorgulamak lazım.Fenerbahçe herşeye rağmen bu maçı kenardan müdahelelerle kazanabilirdi.Aykut Kocaman o müdaheleyi yapamadı...


SONUÇ OLARAK
Başkaları için değil ama benim için zevkli bir derbi oldu.Uzun zamandır kavgasız dövüşsüz kırmızı kartsız bir Fenerebahçe-Galatasaray derbisine hasret kalmıştık.Galatasaray'da birçok futbolcu sezon performans ortalamasının üstüne çıktı:ELANO,NEİLL,PİNO,AYHAN,H.BALTA.Özellikle ELANO Galatasaray kariyerinin en efektif futbolunu oynadı.Fenerbahçe'de ise 2futbolcu göze battı ki bunlar NİANG ve YOBO.NİANG bu ligin çok üstünde bir santrafor.Sakatlık sorunu yaşamazsa gol krallığının en önemli adayıdır bence.CANER de solbek mevkiindeki en bilinçli futbolunu oynadı bugece.


Son olarak derbi maçların favorisi olmaz,sadece 1 takım daha formdadır diğeri değildir ki bu da maç içinde dahi değişiklik gösterebilir...

BUGÜN BAYRAM

Önce; seri halde yenen son dakika gollerini de içerip iç acıtan Beşiktaş mağlubiyetleri vardı çocukluğumda... Fırtına gibi esen Kara Kartallar'ın önünde, hep ama hep ağlayan bir çocuk olan ben, ancak bir Uche golüyle sıçrayıp çoşkuyula sevindiğimi hatırlayabiliyorum. Maçtan sonra tura çıkmıştık çıkmasına da; memleket o zamanın Beşiktaş futbolcusu Kadir'in memleketiydi, pek bizden kimse yoktu, attığımız tur 2 (yazıyla iki) arabadan oluşabildi ancak...

Erken gençlikte ise Fatih'in Aslanları vardı... Üst üste şampiyonluklar yetmezmiş gibi üstüne bir de Avrupa zaferleri... Ağlama günlerinin yerinde kendi takımıma kızgınlık, rakibe nefret...

Sonrasında ise iki sefer son maçlarda kaçan şampiyonluklar... Bu sefer ise ne ağlamak vardı çocukluktaki gibi, ne kzıgınlık vardı ne de nefret...

Sanmayın ki eski heyecanım, sevgim bitti, nerede o eski derbiler yazısı yazıyorum; tam tersine artık eskisi gibi kızmıyorum takımıma, rakibime, bu oyuna çünkü hepsini daha çok hem de her gün daha da çok seviyorum.

80 darbesinin bir dozer gibi üzerinden geçtiği bu ülkeye doğan ben ve benim gibi çocuklar; sormanın ayıp, sorgulamanın suç, sevmenin günah olduğu öğretisiyle büyüdük. Onun yerine güçlü olmaktı, güçlüye biat etmekti, karşındakini sevmek değil onu ezmekti doğru olan...

Fubolun çok sevildiği söylenen bu ülkede, çevrenizde, kaç tane gerçekten futbol seven gösterebilirsiniz, dürüst olalım kaç tane gösterebiliriz? Memleketinin amatör takım maçına git boş, üst ligde tuttuğun takımının maçına git boş, dışarıda bir mekanda tv başına otur birkaç derbi maç hariç orası da boş. Hadi futbolu, sporu bıraktım; sinema salonu boş, tiyatro salonu zaten boş, sergi boş, konser boş, boş boş boş...

Nasıl dolu olsun ki, adam ;-yukarıda yazdıklarımı bıraktım- insanı sevmiyor, hayatı sevmiyor ki zaten. Rakibini yenip tepesine çıkmayı seviyor, ezmeyi seviyor, ağzından tükürükler çıkaran E.Belözoğlu'nu seviyor, 103 yıllık ezeli rakip taraftarına "hadi atsanıza lan atsanıza" diyen büyük kaptanını seviyor.

"Acaba 10 tane yer miyiz" diye korkan Galatasaraylı çocuğun saflığını da, "yahu bu sefer yenilmeyelim rezil oluruz" diyen Fenerbahçeli amcanın içini de iyi biliyorum. Ama en iyi bildiğim şey bu duyguların insanlıktan geldiği, insan olmaktan beslendiği... Anlayamadığım şey ise; bu, insana has duyguların, nasıl olup da dışarıya "kırmızı görmüş boğa" misali yansıdığı...

Kimse hayatına bakışını değiştirsin demiyorum, hele hele 50 sene öncesindeki gibi herkes yan yana kol kola maç izlesin hiç demiyorum. Ama ben kendi küçük dünyamda bu sporu, bu hayatı seviyorum, kimsenin kirletemeyeceği saflıkta seviyorum ve bugün yataktan yine çoşkuyla kalkıyorum...

FENERBAHÇE ÜLKER : 96- ALİAĞA PETKİM : 73


Hem takımın Banvit ve Rytas maçlarında verdiği olumlu görüntülerin, hem taraftarın hafta içi salona gösterdiği ilginin, hem de güzel Cumartesi gününde maçın saatinin uygunluğunun etkisiyle biz de Sinan Erdem Salonu'ndaki yerimizi aldık. Benchin arkasında, "Aydın Abi"'ye yakın bir maç seyretme keyfine rahatlıkla ulaşabilmemizi sağlayacak kadar boş salonda, FB Ülker'in kolay galibiyetine şahit olduk.


Maç yazısı yazmak için klavyenin başına geçtiğimde, yazacaklarımı tarttığımda, ortaya çıkan sonuç: "Rytas maçını kopyala-yapıştır" oldu. İlk çeyreğe takım Ukic'in önderliğinde klasik planıyla başladı. Lavrinovic yine çılgın attı, Ömer yine çoştu; ilk 14 sayının tamamını bulan bu ikilinin katkısıyla skor 19-1 oldu ve gerisi FBÜ için idman maçı haline geldi. İdmanı yakalamışken rahat durmayan ve gelen az sayıda seyirciye, ısrarla, kafa kafaya geçen bir maç izlettirme derdinde olan, FBÜ'nün süpersonik yedek oyun kurucusu(!) Preldzic'in yoğun gayretleriyle çeyrek sonunda fark 11 sayıya kadar düştü. 28-17.


İlk çeyreğin sonunda zorla ritme sokulup 2 üçlük sokan rakibin pır pır guardı Jerome Randle'ın çılgın attığı 2. çeyrekte, Jerome'a yegane destek; 1990'lardan kalma "oyun kurucu-pivot" tipli Brandon Hunter'ın kendi yarı sahasından kendisi getirip, kendisinin attığı basketler oldu. FBÜ'de ise Ukic'in sahaya dönüşü ( ki bu maç çok da iyi oynamadı ama arkasında bekleyen isim Preldzic olunca sahaya adım attığı her an Steve Nash gibi gözüktü.), Kinsey'in gayretli savunmasına Mirsad'ın da ucundan etki yapması ve Tomas'ın kendsinden beklenen katkıyı fazlasıyla vermesi farkı devre sonunda 17 sayı yaptı. 55-38.


3. çeyrekte FBÜ adına sahada şovunu sürdüren bir Tomas varken, Lavrinovic'in imzası olan tepe üstü üçlüklerden 3 tane kaçırmış olması, Ömer Onan'ın da neredeyse eline top değmemesi takımın birincil hücum planının işlememesine yol açtı. Yine de her daim hücum etkinliği olan Oğuz'un katkısı ve özellikle 2. çeyrekten başlayarak "Oğuzlaşmış" bitiricilikte oynayan Vidmar'ın verimli olması 19 sayıda kalan takımı 74-54 önde tutmaya yetti.


Daha rölantide geçmesi beklenen son çeyrek başında; Aliağa'nın sert ön alan baskısı içeren savunması, Preldzic'in top kayıpları ve aldığı teknik faul, Jerome'un da devam eden üstün hücum performansı farkı 12 sayıya kadar indirse de; alınan FBÜ molası sonucu tekrar maça dönen takım, Lavrinovic'in uzun süre sonra bulduğu üçlükle farkı tekrar 17 yaptı ve maçı kopardı. Son anlarında Can Mutaf( ilk kez iyi oynadığını ve sahada sırıtmadığını gördüm ) ve Erbil Eroğlu'nun( çok genç, heyecanlı ama bel arkası pas vermekten de geri kalmadı, dikkatle izlemek lazım ) da şans bulup sayılar attığı maç 96-73 sona erdi.


ÖZET


Takımın bahsettiğimiz en büyük iki probleminin kısa vadede zaten çözümü yok. İlk sorun olan yedek guard sorunu, özellikle ligde, daha da artacak gibi çünkü 6. yabancıya takılan Greer sanıyorum özellikle yerel maçlar için hiç düşünülmüyor. Kenarda, hemen önümüzde oturan Engin Atsür'ün, ayakkabı giymekte dahi halen zorlandığını gördük ama yürüme konusunda sıkıntısı yok gibiydi. En yakın zamanda dönmesine duacıyız. Guard konusunda yavaş yavaş dikkat çeken nokta Hoca'nın 1 numaraları ısrarla 1le, 2leri de ısrarla 2 ile tutturma isteği. Halbuki; özellikle böyle Jerome gibi çılgınlar karşısında Ömer Onan kullanılıp Ukic 2 numaralara verilebilir. İkinci sorun olan hareketli uzun savunması ise bu maçta çok da göze batmadı. Rakibin uzun rotasyonundaki Hüseyin-Levent-Önder 3lüsü hiçbirşey veremezken, Hunter'ın ısrarla topu yere vurarak yüzü dönük olarak potaya gitmek istemesi ve Halil Üner'in bir dönem Erdem'i burada kullanmayı düşünmesi rakiplerin bu eksiği gördüğüne ve üzerine gitmeye çalıştığına yeniden işaret oldu. Dikkat!!!



BEŞİKTAŞ 1 - PORTO 3









Futbolda, skor tabelası, ender olarak sahada olanlardan farklı şeyler yazar. Dün gece o ender gecelerden birisi değildi. Sahaya çıkan 11'lerden daha iyi olanı kazandı, diğeri kaybetti.

Beşitaş, maça beklenen 11'i ve Schuster'in değişmeyen oyun anlayışıyla başladı. Topa sahip olmak, agresif presle rakibin ön alan oyuncularına top aldırmamak, savunmayı da öne çıkararak oyunun merkezini öne taşımak, yani kısacası OYNAMAKtı siyah-beyazlıların hedefi. Her ne kadar ilk 11 ve oyunun genel anlayışında değişiklik olmasa da, Alman Hoca maç özelinde hücum sahasındaki yerleşimde sürpriz yapmıştı. Bobo sol, Nihat ise sağ forvet rollerine büründürülmüş; bu ikilinin savunma arkasına ve arasına yapacağı koşular gole ulaşma planlarında ilk seçenek olarak düşünülmüştü. "Kaleden uzak forvet" Nobre ise merkez forvet görünümünde olmasına rağmen, daha ziyade bu ikiliye alan açan ve onların önüne toplar bırakıp servis yapan bir forvet arkası rolünü almıştı. Diğer 8' li ise rol ve yerleşim olarak beklenilen şekildeydi.

Beşiktaş'ın maç boyu bulduğu en net pozisyon olan 3. dakikadaki atağın oluşumu, Alman Hoca'nın hücum planının aslında ne kadar işleyebilir olduğunun göstergesiydi. Nobre sağ stoperi üstüne alarak geriye çekildi, o boşluğa koşuyu Bobo yaptı, Necip çok güzel bir Guti pası bıraktı, tersten Nihat destekledi ama son vuruşu yapamadı. Sonrasında ise rakibin üstün orta sahasının baskın çıkması ve yavaş yavaş doğal olarak Porto'nun hakimiyet kurması gözlemlendi.

Yine de rakibin "yaratmak"la yükümlü iki ismi Rodriguez ve Hulk karşısında iyi performanslar çıkaran Üzülmez ve Hilbert sayesinde Beşiktaş kalesinde pozisyon görmüyordu ve rakibin bu hücum kanatlarındaki ikilisi sık sık pozisyon değiştirmek durumunda kalıyordu. Ta ki artık dün gece; "Olmuyor işte arkadaş benimle olmuyor, hele büyük maçlarda hiç olmuyor!!!" diye bağıran Hakan Arıkan hatası ve Falcao'nun kafa vuruşuyla oluşan Porto golü gelene kadar...

Golün ardından, esasen, ne spiker arkadaşın söylediği gibi ateşlenen ne de tam tersi dağılan bir Beşiktaş vardı sahada. Takım elinden geldiğince oyununu oynamaya çalıştı, plana sadık kaldı (arada bir pozisyon verdi, hakem Porto golünü yedi) ve yine planından ürettiği bir pozisyonda devre sonuna doğru Maicon oyundan atıldı, rakip 10 kişi kaldı ve umutlar 2. yarıya taşındı.

İkinci yarıya Otamendi'yi savunma merkezine alarak başlayan Porto orta sahayı soldan sağa; Rodriguez-Fernando-Moutinho-Belluschi olarak kurup ileride Hulk'u tek bıraktı. Devre başında rakibin yaslanması ve Beşiktaş'ın maça hükmetmesi gibi bir durum ortaya çıktı. Bu noktada, bence, maç boyunca Beşiktaş takımının Q7-Guti ikilisinin eksikliğinden şikayet edebileceği yegane dakikalar bu dakikalardı. Kurulan baskıda sihirli ayakların olmaması pozisyon yaratamadı, sonrasında Zapo imzalaşmış hatalarından birini yaptı (bkz: Kadıköy'deki Fenerbahçe maçı Güiza'nın aşırtma golü) ve maç orada bitti. Sonrası ise geniş alanlarda Hulk'tan Tazmanya Canavarlığına geçiş yapan rakip forvetin kişisel şovlarını izledik...

YANİ
Eldeki kadroyla ve form durumlarıyla Schuster, yapılabileceğin en iyisini hatta fazlasını yaptı. Kimse Nobre'yi bu rolde kullanmayı düşünmemiştir sanıyorum ve de başarılı da oldu. Yegane eleştiri, daha doğrusu eleştiri demeyelim de öneri, Necip-Ernst ikilisinin yer ve rollerinde değişiklik yapılması olabilir. Hem sezonun Gutileşmiş ismi Ernst'i hücuma daha aktif katmak hem de Necip'in savunma önündeki alan parselleyebilme yeteneğinden faydalanmak adına bu hamle düşünülmeli. Birileri Hoca'ya Necip'in Büyük Mustafa tarafından stoper dahi oynatılmışlığı olduğunu hatırlatmalı ki bence daha geride daha verimli olacak takıma katkısı artacaktır.

Şu anda Beşiktaş'a iki ayrı pencereden bakmak mümkün. İlki takım eksik de olsa tamam da olsa, rakip 5. sınıf da olsa 1. sınıf da olsa Schuster oyun anlayışını değiştirmiyor (deşimeyen şey taktik değil oyun anlayışı). Şartlara göre; daha pragmatist, daha sonuca yönelik, daha rakibe göre değişkenlik gösteren bir takım yaratmasını beklemek doğal. Asla; var olan sonuçlarla ya da oyunla yetinmeyen bir ülkede olduğumuz unutulmamalı. Hoca, esasen; Trabzon'u yense, Porto'yu neden yenemedin, Porto'yu yense Manchester'i nasıl yenemezsin denilen bir futbol dünyası içinde. Ancak henüz bunun farkında değil çünkü taraftar hep aynı şeyi oynamaya çalışan, pozitif futbol peşindeki takıma destek veriyor, ışığı görüyor. Ama, hep aynı şeyi oynamaya çalışmak yüzde yüz doğru mu? Schuster buna doğru yanıtı bulmalı...

İkinci konu ise şu "kadro çok eksik" konusu. Beşiktaş takımının tam kadro iken sahaya çıkardığı 11' lerde; bir değil iki tane aklı selim stoper (Sivok belki dönecek ama ona da Pique muamelesi yapmayalım lütfen) eksikliği net değil mi? Takım sağ bekini devşirerek yeni yeni yaratmıyor mu? Öndeki 3 lünün ikisi Bobo ve Q7 diyelim de 3.sü kim? Topu kaleye vuramayan Nihat mı, koşarken dahi sakarlık yapan Holosko mu? Zaten bir sezonda tam kadro oynanabilecek maç sayısı hemen hemen yarı yarıya iken tam kadrosunda dahi bu kadar eksik olan bir takım "her alanda şampiyonluk" için bu kadar iddialı olabilir mi?

Benim gözümde yapılması gereken şey hedefler konusunda fazla uçmadan eldeki imkanlardan en verimli şekilde yararlanmaktır. Schuster çok kaliteli bir adam ki kanımca çok başarılı ve yerinde rotasyonlar ve kadro tercihleri yapıyor. Fakat Hoca'nın içine biraz Büyük Mustafa iksirinden kaçması şart. Bazen takımın anlayışı rakibe göre şekillenmeli ve gerekirse güzel oyundan dahi ödün verilmeli, çünkü tabela Beşiktaş üstünlüğü yazmazsa bu destek bugün olmasa da yarın bitecek; keşke bitmese ama bitecek...

BEŞİKTAŞ-PORTO

Guti,Ferrari,Quaresma,Ekrem,Erhan,Rıdvan,Aurelio büyük bir ihtimalle Holosko ve Uefaya bildirilmeyen Yusuf,Fink,Onur…Bu gece Porto karşısında Beşiktaş’ın işi gerçekten çok zor.Aslında Beşiktaş’ın fazla bir alternatifi yok,ilk 11 aşağı yukarı belli gibi.Porto’da da çok fazla rotasyon yapılmayacağını düşünürsek maçta kadro tercihlerinden ziyade diğer etmenler ön plana çıkacak ki bunlar tecrübe,mental hazırlık ve rahatlık,fiziksel ve kondisyonel kapasite,takım uyumu,bireysel beceriler,kazanma isteği ve mücadele gücü,saha avantajı ve şans faktörü.Beşiktaş sizce bunların hangisinde Porto’ya üstünlük sağlayabilir???Saha avantajı ki zaten bu gece en büyük güvencemiz,şans faktörü ki bu konuda biz taraftarların ve sahadakilerin yapabileceği bir şey yok,son olarak da bu geceki maçı Beşiktaş’a kazandırabilecek futbolcuların kazanma isteği ve mücadele gücü.
Beşiktaş büyük olasılıkla Q7’siz oynadığı maçlardaki sistemiyle sahada olacak.Fink’in kadroda olmaması sebebiyle de Necip bu bölgeye kaydırılıp,Tabata sağ içe(veya sol içe) çekilecek Fabian’la birlikte Necip’in önünde orta 2liyi oluşturacaklar.Bobo’nun ve Nobre’nin(eğer oynayabilecek durumda ise ki son antrenmana katıldı) yeri garanti,defans 4lüsü de belli yalnızca geriye kalan oyuncu Nihat(Holosko)veya İ.Köybaşı olacak.Ben Nihat’ın oynayacağını ve Schusterin onu Nobre ve Bobo’nun arkasında görevlendireceğini düşünüyorum.

Bu düzende Beşiktaş’ın Porto’yu yenmesi normal şartlarda zor gözüküyor.Üst düzey bir mücadele gücü gerekiyor Beşiktaş’a.Çok sayıda futbolcunun da gününde olması gerekli.Bir de Porto’ya göz atalım…


Porto klasik 4-3-3 sisteminde sahaya çıkacak Hulk uzak forvet-2.forvet karışımı bir görevle Porto’nun hücum aksiyonlarının merkezi olacak ve bu futbolcunun Hilbert’in kanadında olması maç içindeki dengeleri değiştirebilir.Hulk çok hareketli ve güçlü bir oyuncu Falcao’nunda forvet oyununda çok iyi olması Zapo ve Toraman’ın bu akşam çok zorlanacağı anlamına geliyor.Hilbert Beşiktaş’ın fizik ve kondisyon açısından en hazır futbolcularından.Hilbert’in bu kanattaki efektifliği arttırılabilirse Beşiktaş’ın 1.hücum opsiyonu sağ kanat olacaktır.Bobo-Nobre ikilisinin de Rolando-Otamendi tandemine üstünlük sağlaması ihtimal dahilinde,Q7 ve GutiHaz’ın yokluğunda yüksek toplar bir başka alternatif olabilir.Ama bunların bir anlam ifade edebilmesi ortasahada dirençli bir Beşiktaş’ı gerektiriyor.Bobo ve Nobre’nin daha hareketli,daha yıpratıcı ve orta 4lüye daha yakın oynamaları maçın başa baş geçebilmesi için şart.Yani kısaca MÜCADELE,MÜCADELE,MÜCADELE!!!
Son olarak Beşiktaş taraftarı bu akşam görülmemiş bir tribün şovuna hazılanıyor..Maçın skoru ne olursa olsun akılda kalan İNÖNÜ STADI'nın muhteşem ambiansı olacak...

FENERBAHÇE ÜLKER: 86 - LIETUVOS RYTAS: 69


Fenerbahçe Ülker için Euroleague sezonuna, Sinan Erdem Spor Salonuna ve taraftarına merhaba maçı; bizler için de blogumuza başlangıç maçı oldu. Ukiç-Ömer Onan-Tomas-Lavrinovic-Vidmar beşiyle başlayan Fenerbahçe Ülker önünde Rytas'ın beşi; Milosevic-Gecevicius-Newley-Bajramovic-Cemal Nalga şeklindeydi. Kağıt üzerinde ekipleri karşılaştırdığımızda; FBÜ'nün Rytas'a 1-4-5 pozisyonlarında üstünlük sağlamasını bekliyor olmamın yanı sıra, rakibin etkili 2 ismi olarak gözüken Gecevicius ve Newley'in karşısında FBÜ'nün en iyi 2 savunmacısının olması temsilcimiz adına güzel bir galibiyet sinyali veriyordu.

1. çeyrekle birlikte, Ukic'in hücumda, tabiri caizse, istediği gibi at koşturduğu bir maç izledik. Ömer, maç başıyla beraber kendi klasikleri haline gelen perde çıkışı şutlar ve hızlı hücum basketleriyle takımı ateşlerken, ona eşlik eden isim FBÜ kariyerine, özellikle hücum sahasında bitiricilik anlamında, harika başlangıç yapan Lavrinovic oldu. Vidmar'ın Tanjevic günlerini aratmayan tuıtuklukta olduğu çeyrekte, Tomas'ın hem savunma ribaundlarına yardım eden hem de ribaund sonrası topu yere vurabilen oyuncu özelliklerini taşıyor olması FBÜ'nün çokça hızlı hücum yapabilmesini sağladı. Savunma tarafında ise maç başı öngörüleri paralelinde görüntüler vardı. Ömer Gecevicius'u, Tomas da Newley'i kilitleyince, rakibin skor opsiyonları; ikili oyunlarla pota altına indirilen toplar ve 4 numara pozisyonundan 1e1 zorlamalar olarak kısıtlandı. Bu noktada, hafta sonunda Banvit maçıyla ilk kez gün yüzüne çıkan, 4 numaradaki çabuk ayaklara sahip, topu vurup potya giden oyuncuyu savunma daha doğrusu savunamama sorunu baş göstermeye devam etti. Bu çeyrekten başlayarak; hem Bajramovic hem de dönem dönem 4 numarada oynayan Bjelica, topu her aldıklarında yere vurup potaya gitmeye çalıştılar. Ki; Türk Telekom günlerinden tanıdığımız Bajramovic tarz olarak, normalde, potaya gitmekten çok geri çekilip dış şut atan bir oyuncu olmasına rağmen bunu yaptılar ve bu, rakibin FBÜ'nün zayıf karnına çalışmış olduğuna dair önemli bir gösterge oldu (Chuck Davis etkisi). 24-16 FBÜ üstünlüğüyle biten çeyrekten akılda kalan bir not FBÜ'nün ilk değişikliğini periyodun bitmesine 3:23 kala yaptığı oldu. Tanjevic günlerinin FBÜ takipçileri normalde o dakikaya kadar 10 oyuncuyu parkede görürdü...

2. çeyrek, faul sayısı artan Cemal Nalga'nın yerine oyuna dahil olan , potansiyelli olduğu söylenen ama hamlığı her halinden belli,1992 doğumlu genç pivot Valanciunas'ın , Oğuz Savaş tarafından ezilmesiyle başladı. Ukic'in bu periyotta da iyi organizatörlük yapmaya devam etmesinin yanı sıra, Vidmar'ın da Oğuz'un yerine girdikten sonra rakibin genç uzununa üstünlük kurmaya devam etmesi FBÜ'yü daha da rahatlattı. Özellikle son kısmında, hızlı hücumlarda FBÜ'nün yaptığı birkaç basit top kaybı ya da turnike bitirememe sorunu yaşanmasaydı daha da farklı bitebilecek çeyrek 40-27 FBÜ üstünlüğüyle geçildi.

3. çeyrekte skor dezavantajıyla başlayan Rytas, doğal olarak hamleyi yapan taraf oldu. İlk yarının önemli bir kısmında sahada Milosevic de bulunduğundan 2 numara oynayan Gecevicius 2. yarıya direkt olarak 1 numarada başladı. Sazı eline almaya çalıştığı bu periyot başında 3 şut kullandı ve ikili oyunların tamamını o oynadı. Rytas'ın savunmadaki hamlesi ise; ilk yarıda rahat rahat oynayan Ukic'in karşısına Newley'i vermek oldu. Çeyrek başındaki diğer değişiklik ise Cemal Nalga yerine Valanciunas'ın sahada kalmasıydı. FBÜ tarafında ise plan ve işleyiş aynen devam etti. İlk devre başında olduğu gibi Ukic iyi organize etti, Lavrinovic attı, Tomas reboundları çekti ve koştu. FBÜ'nün birincil planının ne olduğunun belli olması, saha içinde 2. çeyrekte rotasyon yapıldıktan sonra da aynı plana unutulmadan dönülebilmesi Tanjevic dönemine göre 3. çeyrekte gözüken en büyük artıydı. İlk yarıda pota altı rotasyonunun 5. elemanı olarak(Vidmar-Lavrinovic ilk 5 başlarken sonrasında sırasıyla Oğuz, Mirsad ve en son Kaya dahil olmuştu.) oyuna giren Kaya, ilk yarıda oyuna girdikten sonra, bomboş şutları kaçırmaya, eline düşen reboundları dahi alamamaya devam eden Mirsad'ın yerine, bu periyodun uzun rotasyonuna giren ilk isim oldu. Hem savunmada hem hücumda katkı veren Kaya'nın da katılımıyla FBÜ bu periyodu da 62-45 önde geçti.

Son periyot maçın seyriyle paralel gelişirken; bir ara ekstra savunma gayretiyle farkı 12 sayıya çeken Rytas'a, son darbeyi bu periyotta yıldızlaşan ve çeyrek ortasında 7 sayı bulan Vidmar vurdu. Burada ilginç olan 2 nokta mevcut. İlki; Vidmar'ın neredeyse tüm sayılarını arkasında Valanciunas varken bulurken, Cemal veya Bjelica arkasındayken potaya bakmayı becerememesiydi. 2. si ise bu duruma paralel gelişen olumlu bir FBÜ organizasyonuydu. Yani; maçın krize girmeye yaklaştığı bu bölümde dahi toplar rakibin zayıf karnına indirildi.(karşısındaki FBÜ lü oyunucu Vidmar olmasına rağmen) Oyuncuya dayalı düzenden takım düzenine geçme konusunda en olumlu örnek bu olsa gerek... 20 sayılık farkla girilen son 2 dakikada, FBÜ 8-0 lık seriyi potasında görünce, bitime 1 dakika olmasına rağmen molasını alan ve mola dönüşü son hücumlar olmasına rağmen disiplinle zayıf eşleşmeyi (Lavrinovic-Jomantas)bulan bir ekip gelecek için yeteri kadar ümit vericidir diye düşünüyorum.

ÖZET
FBÜ'nün maç sonu istatistiklerinde 1 sayılık atış adedi 28, 2 sayılık atış adedi 47, 3 sayılık atış adedi ise 9. Basketbolun hedefinin; potaya en yakından, en uygun atışı bulmak olduğunu düşünen bendeniz için dahi fazlasıyla olumlu bir görüntü olduğu muhakkak. Ukic, yeni hocayla birlikte çok daha hareketli oynayacak ve daha iyi bir organizatör olacak gibi gözüküyor. Etrafında; kısa oyuncu grubu hücumda sabit kalmayan, uzunları ise Vidmar hariç hem bitiriciliği hem de (özellikle Lavrinovic ve Mirsad) şutu olan bir ekip var ve yolu asist krallığına kadar gidebilir ki bu fırsat kendi kariyeri açısından da çok değerli. Takım genel olarak daha düzenli ve savunmada daha sert. Lavrinovic çılgın atıyor, kim ne derse desin Oğuz sahadaylen müthiş bir hücum silahı ve zamanla Tomas ile Kaya'nın da hücum etkinlikleri artacaktır. Taraftar da fena olmayan bir kalabalıkla iyi başlangıç yaptı.

Öte yandan; maç yazısında adı dahi geçmeyen Greer ve Kinsey, Tanjevic döneminde kilitlenip kalmış gibiler. Hadi Kinsey, savunmada birşeyler için çabalıyor, takıma entegre olma istediğinde ama Greer'in burada oynama isteği dahi yok gibi. Basit bir ikili oyun sonrası pasını dahi veremeyen oyun kurucunun bu takımda yer bulması zor. Bunun yanında takımda halen nokta şutör diyebileceğimiz bir dış oyuncu yok. Kinsey dripling üstü şut seven bir oyuncu, Ömer ise boşken değil aksine perdeden çıkıp önünde el varken şut sokabilen sahsına münasır bir adam. Hem Greer hem de nokta şutör sorununun panzehiri sene başı kadrosunda düşünülmüştü ama Engin Atsür'ün sakatlığı takım için kötü oldu. Yine de 2. yarıda sağlıklı bir şekilde sahada olacağını düşünmeye devam etmek lazım.

Son olarak özellikle son 2 maçta "kabak gibi ortaya çıkan" ve mevcut kadroda pek çözümü olmayan bir kriz var ki o da hareketli 4 numraların hatta genel olarak hareketli uzunların savunulamaması. Vidmar-Oğuz-Kaya-Lavrinovic 4lüsün ayak çabukluğunun toplamı, misal 2 hafta sonra eşleşilecek, Terence Morris'in yarısı kadar falan. Aman çözüm için Preldzic demeyin hatta mümkünse bana hiç Preldzic demeyin...

HERKESE MERHABA!!!

Bu blogda hayatlarını spora ve özellikle de futbola adamış 2 gencin naçizane yorumlarını okuyabileceksiniz...Olaylara farklı pencerelerden bakacağız belki de birçok konuda ters düşeceğiz.Blogumuzun esas konusu futbol(özellikle de 3 büyükler) olmakla birlikte pekçok konuda başlık görebilirsiniz.Herkese iyi eğlenceler...