BUGÜN BAYRAM

Önce; seri halde yenen son dakika gollerini de içerip iç acıtan Beşiktaş mağlubiyetleri vardı çocukluğumda... Fırtına gibi esen Kara Kartallar'ın önünde, hep ama hep ağlayan bir çocuk olan ben, ancak bir Uche golüyle sıçrayıp çoşkuyula sevindiğimi hatırlayabiliyorum. Maçtan sonra tura çıkmıştık çıkmasına da; memleket o zamanın Beşiktaş futbolcusu Kadir'in memleketiydi, pek bizden kimse yoktu, attığımız tur 2 (yazıyla iki) arabadan oluşabildi ancak...

Erken gençlikte ise Fatih'in Aslanları vardı... Üst üste şampiyonluklar yetmezmiş gibi üstüne bir de Avrupa zaferleri... Ağlama günlerinin yerinde kendi takımıma kızgınlık, rakibe nefret...

Sonrasında ise iki sefer son maçlarda kaçan şampiyonluklar... Bu sefer ise ne ağlamak vardı çocukluktaki gibi, ne kzıgınlık vardı ne de nefret...

Sanmayın ki eski heyecanım, sevgim bitti, nerede o eski derbiler yazısı yazıyorum; tam tersine artık eskisi gibi kızmıyorum takımıma, rakibime, bu oyuna çünkü hepsini daha çok hem de her gün daha da çok seviyorum.

80 darbesinin bir dozer gibi üzerinden geçtiği bu ülkeye doğan ben ve benim gibi çocuklar; sormanın ayıp, sorgulamanın suç, sevmenin günah olduğu öğretisiyle büyüdük. Onun yerine güçlü olmaktı, güçlüye biat etmekti, karşındakini sevmek değil onu ezmekti doğru olan...

Fubolun çok sevildiği söylenen bu ülkede, çevrenizde, kaç tane gerçekten futbol seven gösterebilirsiniz, dürüst olalım kaç tane gösterebiliriz? Memleketinin amatör takım maçına git boş, üst ligde tuttuğun takımının maçına git boş, dışarıda bir mekanda tv başına otur birkaç derbi maç hariç orası da boş. Hadi futbolu, sporu bıraktım; sinema salonu boş, tiyatro salonu zaten boş, sergi boş, konser boş, boş boş boş...

Nasıl dolu olsun ki, adam ;-yukarıda yazdıklarımı bıraktım- insanı sevmiyor, hayatı sevmiyor ki zaten. Rakibini yenip tepesine çıkmayı seviyor, ezmeyi seviyor, ağzından tükürükler çıkaran E.Belözoğlu'nu seviyor, 103 yıllık ezeli rakip taraftarına "hadi atsanıza lan atsanıza" diyen büyük kaptanını seviyor.

"Acaba 10 tane yer miyiz" diye korkan Galatasaraylı çocuğun saflığını da, "yahu bu sefer yenilmeyelim rezil oluruz" diyen Fenerbahçeli amcanın içini de iyi biliyorum. Ama en iyi bildiğim şey bu duyguların insanlıktan geldiği, insan olmaktan beslendiği... Anlayamadığım şey ise; bu, insana has duyguların, nasıl olup da dışarıya "kırmızı görmüş boğa" misali yansıdığı...

Kimse hayatına bakışını değiştirsin demiyorum, hele hele 50 sene öncesindeki gibi herkes yan yana kol kola maç izlesin hiç demiyorum. Ama ben kendi küçük dünyamda bu sporu, bu hayatı seviyorum, kimsenin kirletemeyeceği saflıkta seviyorum ve bugün yataktan yine çoşkuyla kalkıyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder