BEŞİKTAŞ 1 - PORTO 3









Futbolda, skor tabelası, ender olarak sahada olanlardan farklı şeyler yazar. Dün gece o ender gecelerden birisi değildi. Sahaya çıkan 11'lerden daha iyi olanı kazandı, diğeri kaybetti.

Beşitaş, maça beklenen 11'i ve Schuster'in değişmeyen oyun anlayışıyla başladı. Topa sahip olmak, agresif presle rakibin ön alan oyuncularına top aldırmamak, savunmayı da öne çıkararak oyunun merkezini öne taşımak, yani kısacası OYNAMAKtı siyah-beyazlıların hedefi. Her ne kadar ilk 11 ve oyunun genel anlayışında değişiklik olmasa da, Alman Hoca maç özelinde hücum sahasındaki yerleşimde sürpriz yapmıştı. Bobo sol, Nihat ise sağ forvet rollerine büründürülmüş; bu ikilinin savunma arkasına ve arasına yapacağı koşular gole ulaşma planlarında ilk seçenek olarak düşünülmüştü. "Kaleden uzak forvet" Nobre ise merkez forvet görünümünde olmasına rağmen, daha ziyade bu ikiliye alan açan ve onların önüne toplar bırakıp servis yapan bir forvet arkası rolünü almıştı. Diğer 8' li ise rol ve yerleşim olarak beklenilen şekildeydi.

Beşiktaş'ın maç boyu bulduğu en net pozisyon olan 3. dakikadaki atağın oluşumu, Alman Hoca'nın hücum planının aslında ne kadar işleyebilir olduğunun göstergesiydi. Nobre sağ stoperi üstüne alarak geriye çekildi, o boşluğa koşuyu Bobo yaptı, Necip çok güzel bir Guti pası bıraktı, tersten Nihat destekledi ama son vuruşu yapamadı. Sonrasında ise rakibin üstün orta sahasının baskın çıkması ve yavaş yavaş doğal olarak Porto'nun hakimiyet kurması gözlemlendi.

Yine de rakibin "yaratmak"la yükümlü iki ismi Rodriguez ve Hulk karşısında iyi performanslar çıkaran Üzülmez ve Hilbert sayesinde Beşiktaş kalesinde pozisyon görmüyordu ve rakibin bu hücum kanatlarındaki ikilisi sık sık pozisyon değiştirmek durumunda kalıyordu. Ta ki artık dün gece; "Olmuyor işte arkadaş benimle olmuyor, hele büyük maçlarda hiç olmuyor!!!" diye bağıran Hakan Arıkan hatası ve Falcao'nun kafa vuruşuyla oluşan Porto golü gelene kadar...

Golün ardından, esasen, ne spiker arkadaşın söylediği gibi ateşlenen ne de tam tersi dağılan bir Beşiktaş vardı sahada. Takım elinden geldiğince oyununu oynamaya çalıştı, plana sadık kaldı (arada bir pozisyon verdi, hakem Porto golünü yedi) ve yine planından ürettiği bir pozisyonda devre sonuna doğru Maicon oyundan atıldı, rakip 10 kişi kaldı ve umutlar 2. yarıya taşındı.

İkinci yarıya Otamendi'yi savunma merkezine alarak başlayan Porto orta sahayı soldan sağa; Rodriguez-Fernando-Moutinho-Belluschi olarak kurup ileride Hulk'u tek bıraktı. Devre başında rakibin yaslanması ve Beşiktaş'ın maça hükmetmesi gibi bir durum ortaya çıktı. Bu noktada, bence, maç boyunca Beşiktaş takımının Q7-Guti ikilisinin eksikliğinden şikayet edebileceği yegane dakikalar bu dakikalardı. Kurulan baskıda sihirli ayakların olmaması pozisyon yaratamadı, sonrasında Zapo imzalaşmış hatalarından birini yaptı (bkz: Kadıköy'deki Fenerbahçe maçı Güiza'nın aşırtma golü) ve maç orada bitti. Sonrası ise geniş alanlarda Hulk'tan Tazmanya Canavarlığına geçiş yapan rakip forvetin kişisel şovlarını izledik...

YANİ
Eldeki kadroyla ve form durumlarıyla Schuster, yapılabileceğin en iyisini hatta fazlasını yaptı. Kimse Nobre'yi bu rolde kullanmayı düşünmemiştir sanıyorum ve de başarılı da oldu. Yegane eleştiri, daha doğrusu eleştiri demeyelim de öneri, Necip-Ernst ikilisinin yer ve rollerinde değişiklik yapılması olabilir. Hem sezonun Gutileşmiş ismi Ernst'i hücuma daha aktif katmak hem de Necip'in savunma önündeki alan parselleyebilme yeteneğinden faydalanmak adına bu hamle düşünülmeli. Birileri Hoca'ya Necip'in Büyük Mustafa tarafından stoper dahi oynatılmışlığı olduğunu hatırlatmalı ki bence daha geride daha verimli olacak takıma katkısı artacaktır.

Şu anda Beşiktaş'a iki ayrı pencereden bakmak mümkün. İlki takım eksik de olsa tamam da olsa, rakip 5. sınıf da olsa 1. sınıf da olsa Schuster oyun anlayışını değiştirmiyor (deşimeyen şey taktik değil oyun anlayışı). Şartlara göre; daha pragmatist, daha sonuca yönelik, daha rakibe göre değişkenlik gösteren bir takım yaratmasını beklemek doğal. Asla; var olan sonuçlarla ya da oyunla yetinmeyen bir ülkede olduğumuz unutulmamalı. Hoca, esasen; Trabzon'u yense, Porto'yu neden yenemedin, Porto'yu yense Manchester'i nasıl yenemezsin denilen bir futbol dünyası içinde. Ancak henüz bunun farkında değil çünkü taraftar hep aynı şeyi oynamaya çalışan, pozitif futbol peşindeki takıma destek veriyor, ışığı görüyor. Ama, hep aynı şeyi oynamaya çalışmak yüzde yüz doğru mu? Schuster buna doğru yanıtı bulmalı...

İkinci konu ise şu "kadro çok eksik" konusu. Beşiktaş takımının tam kadro iken sahaya çıkardığı 11' lerde; bir değil iki tane aklı selim stoper (Sivok belki dönecek ama ona da Pique muamelesi yapmayalım lütfen) eksikliği net değil mi? Takım sağ bekini devşirerek yeni yeni yaratmıyor mu? Öndeki 3 lünün ikisi Bobo ve Q7 diyelim de 3.sü kim? Topu kaleye vuramayan Nihat mı, koşarken dahi sakarlık yapan Holosko mu? Zaten bir sezonda tam kadro oynanabilecek maç sayısı hemen hemen yarı yarıya iken tam kadrosunda dahi bu kadar eksik olan bir takım "her alanda şampiyonluk" için bu kadar iddialı olabilir mi?

Benim gözümde yapılması gereken şey hedefler konusunda fazla uçmadan eldeki imkanlardan en verimli şekilde yararlanmaktır. Schuster çok kaliteli bir adam ki kanımca çok başarılı ve yerinde rotasyonlar ve kadro tercihleri yapıyor. Fakat Hoca'nın içine biraz Büyük Mustafa iksirinden kaçması şart. Bazen takımın anlayışı rakibe göre şekillenmeli ve gerekirse güzel oyundan dahi ödün verilmeli, çünkü tabela Beşiktaş üstünlüğü yazmazsa bu destek bugün olmasa da yarın bitecek; keşke bitmese ama bitecek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder