DÜNDEN...


* Aslında Kayserispor-Beşiktaş maçını yazacaktım ama, Beşiktaş'ta yeni bir şey yok... Üstüne İbrahim Üzülmez bile kötü gününde olunca...

* Kayseri'yi özel kılan orta üçlüsünden iki tanesinin ( Santana-Furkan ) ceza sahasına topsuz koşu yapabilmesi. Türkiye'de buna başka örnek yok. En iyi orta saha oyuncuları denen Emre Belözoğlu, Selçuk İnan vs. de dahil...

* Şu elini indir artık Rüştü.

* Hasan Ali Kaldırım çok iyi futbolcu olacak... ( kahin Büyük Mustafa modeli )

* Galatasaray basketbol takımını izledim, "ne yaparlar?" diye soranlara söyleyeyim; Caner Topaloğlu ilk 5 oynuyor. Gerisini siz düşünün...

* Pınar Karşıyaka da iyi değil...

* Furkan Aldemir asla yıldız olamaz, bu kadar yaygara yapılmasına gerek yoktu...

* Napoli + Milan + TV8 yayını + yağışlı hava + berbat zemin = işkence.

* Pato beklenen patlamayı yakında yapar... Ama muhtemelen Milan'ın elinde patlar... Halı sahada hep forvet oynayıp hiç işe yaramayan, güzel formalı zengin çocuklarına benziyor.

* Napoli; 3-5-2 oynuyor. Öndeki ikili Lavezzi - Cavani tamam ama arkası rezalet; bu defans ve orta sahayla ( 3 oyuncu sayıyorum= Pazienza, Gargano, Yebda ), üstelik 10 kişiyle Milan'a dünya kadar pozisyon bulabildiler ya...

* Milan'ın 2. sol beki Bonera'ymış gördük. Hadi as sol bek Ashley Cole falan olur anlarım ama; 11'in değişmez sol beki de Antonini...

* SCHUSTER KAL !!!

FENERBAHÇE:0 GALATASARAY:0

Herşeyden önce bir 'derbi maçı' izledik,çok kaliteli olmasa da yüksek mücadeleli bir oyun oldu.Hafta içindeki tahminlerden çok farklı bir skor tabelası vardı 90 dakika sonunda.Gol rekoru kırılacağından falan bahsediliyordu.Takımları bırakın,forvetlerin '2.5 gol üstü' bahisleri falan açılmıştı.Ancak yine bir derbi daha beklenenin aksine sürpriz bir şekilde sonuçlandı,golsüz sona erdi...

Öncelikle Galatasaray'la başlayalım.Çünkü hem maç öncesindeki mental ve taktiksel hazırlığı daha iyi yapmışlardı hem de 90dakika boyunca kontrol ellerindeydi.'Kontrolün ellerinde olması' ibaresini maç boyunca baskılı oynama,sayısız pozisyona girip gol çıkaramama şeklinde kullanmıyorum;yanlızca maçın her dakikası Galatasaray'ın istediği şekilde ilerlerdi yani bugece Kadıköy'de maça yön veren takım Galatasary'dı.
4'lü defans sabit,ortada CANA-AYHAN-M.SARP üçgeni,sağda ELANO,solda MİSİMOVİC ilerde PİNO gezgin santrafor...Tugay Kerimoğlu bugün takımı böyle oynattı,tüm oyuncu değişikliklerinde de parmağı vardı diye düşünüyorum.



Aykut Kocaman ise Konya'da iyi oynayan ve kazanan takımı bozmamış,beklenen 11'le sahaya çıkmıştı.Ancak Aykut Kocaman da hafta içi yazılanlardan çok etkilenmiş olacak ki 'iddaa bile bize 1.50 oran verio,nasıl olsa kazanırız' düşüncesiyle haftayı geçirmiş ve Kadıköy'de işler ters giderse herhangi bir Bplanı düşünmemiş(SEMİH-ALEX değişikliğini herhangi bir plana dahil etmiyorum).
Maç başladı takımlar kontrollü ve SERT bir oyunla sahada birbirlerine diş geçirmeye çalıştılar.Özellikle Galatasaray bu sertlikten,bir deplasman takımı olarak daha çok verim sağladı.Fenerbahçe solda STOCH-SABRİ,sağda DİA-H.BALTA,ortada da M.TOPUZ-AYHAN ve EMRE-M.SARP eşleşmelerinden pozitif bir aksiyon gösteremedi,özellikle MİSİMOVİC ve ELANO'nun her topta bekleriyle birlikte defansa dönmesiyle Fenerbahçe'nin oyununun tamamen NİANG'in üstüne yığılmasına sebep oldu.ELANO'nun ekstra oyunu CANER'i,YOBO'nun yanına hapsetti maç boyunca nerdeyse hiç ileri çıkamadı.G.GÖNÜL'ünde kötü gününde olması kanat varyasyonlarını tamamen aksattı.NİANG'ın tek başına topu alıp,arkasını dönüp,2stoperi+1önliberoyu geçip karşı kalede tehlike yaratma ihtimali de çok düşük olduğundan Fenerbahçe ilk yarı hiç pozisyona giremedi.ALEX'in silik oyunu da Fenerbahçe'nin hücum opsiyonlarını iyiden iyiye azalttı ki duran toplarda da bugece 2 takımda tehlike yaratamadı.
Tugay ve Hagi yerinde değişiklikler yaptı.Rijkard'ın gazabından yeni kurtulmuş yorgun yabancılarını çıkarttı(ama es-kaza 1 gol yeseydi korkak Hagi olacaktı...),saha içindeki doğru rotasyonlarla maçı kazanabilme noktasına kadar getirdi ancak olmadı.Galatasaray çok ekstra bir oyun oynamasa da maça iyi hazırlandığını sahadaki her haliyle belli etti.

Fenerbahçe ise sayılı dakikalarda yükselttiği tempo sayesinde ve NİANG'in becerileriyle pozisyon buldu ancak bugece bundan fazlası gerekiyordu.Özellikle SEMİH-ALEX değişikliğini anlamış değilim!!!Atıl pozisyonda kalan EMRE-M.TOPUZ 2'lisinden 1'i yerine,ALEX tercihini sorgulamak lazım.Fenerbahçe herşeye rağmen bu maçı kenardan müdahelelerle kazanabilirdi.Aykut Kocaman o müdaheleyi yapamadı...


SONUÇ OLARAK
Başkaları için değil ama benim için zevkli bir derbi oldu.Uzun zamandır kavgasız dövüşsüz kırmızı kartsız bir Fenerebahçe-Galatasaray derbisine hasret kalmıştık.Galatasaray'da birçok futbolcu sezon performans ortalamasının üstüne çıktı:ELANO,NEİLL,PİNO,AYHAN,H.BALTA.Özellikle ELANO Galatasaray kariyerinin en efektif futbolunu oynadı.Fenerbahçe'de ise 2futbolcu göze battı ki bunlar NİANG ve YOBO.NİANG bu ligin çok üstünde bir santrafor.Sakatlık sorunu yaşamazsa gol krallığının en önemli adayıdır bence.CANER de solbek mevkiindeki en bilinçli futbolunu oynadı bugece.


Son olarak derbi maçların favorisi olmaz,sadece 1 takım daha formdadır diğeri değildir ki bu da maç içinde dahi değişiklik gösterebilir...

BUGÜN BAYRAM

Önce; seri halde yenen son dakika gollerini de içerip iç acıtan Beşiktaş mağlubiyetleri vardı çocukluğumda... Fırtına gibi esen Kara Kartallar'ın önünde, hep ama hep ağlayan bir çocuk olan ben, ancak bir Uche golüyle sıçrayıp çoşkuyula sevindiğimi hatırlayabiliyorum. Maçtan sonra tura çıkmıştık çıkmasına da; memleket o zamanın Beşiktaş futbolcusu Kadir'in memleketiydi, pek bizden kimse yoktu, attığımız tur 2 (yazıyla iki) arabadan oluşabildi ancak...

Erken gençlikte ise Fatih'in Aslanları vardı... Üst üste şampiyonluklar yetmezmiş gibi üstüne bir de Avrupa zaferleri... Ağlama günlerinin yerinde kendi takımıma kızgınlık, rakibe nefret...

Sonrasında ise iki sefer son maçlarda kaçan şampiyonluklar... Bu sefer ise ne ağlamak vardı çocukluktaki gibi, ne kzıgınlık vardı ne de nefret...

Sanmayın ki eski heyecanım, sevgim bitti, nerede o eski derbiler yazısı yazıyorum; tam tersine artık eskisi gibi kızmıyorum takımıma, rakibime, bu oyuna çünkü hepsini daha çok hem de her gün daha da çok seviyorum.

80 darbesinin bir dozer gibi üzerinden geçtiği bu ülkeye doğan ben ve benim gibi çocuklar; sormanın ayıp, sorgulamanın suç, sevmenin günah olduğu öğretisiyle büyüdük. Onun yerine güçlü olmaktı, güçlüye biat etmekti, karşındakini sevmek değil onu ezmekti doğru olan...

Fubolun çok sevildiği söylenen bu ülkede, çevrenizde, kaç tane gerçekten futbol seven gösterebilirsiniz, dürüst olalım kaç tane gösterebiliriz? Memleketinin amatör takım maçına git boş, üst ligde tuttuğun takımının maçına git boş, dışarıda bir mekanda tv başına otur birkaç derbi maç hariç orası da boş. Hadi futbolu, sporu bıraktım; sinema salonu boş, tiyatro salonu zaten boş, sergi boş, konser boş, boş boş boş...

Nasıl dolu olsun ki, adam ;-yukarıda yazdıklarımı bıraktım- insanı sevmiyor, hayatı sevmiyor ki zaten. Rakibini yenip tepesine çıkmayı seviyor, ezmeyi seviyor, ağzından tükürükler çıkaran E.Belözoğlu'nu seviyor, 103 yıllık ezeli rakip taraftarına "hadi atsanıza lan atsanıza" diyen büyük kaptanını seviyor.

"Acaba 10 tane yer miyiz" diye korkan Galatasaraylı çocuğun saflığını da, "yahu bu sefer yenilmeyelim rezil oluruz" diyen Fenerbahçeli amcanın içini de iyi biliyorum. Ama en iyi bildiğim şey bu duyguların insanlıktan geldiği, insan olmaktan beslendiği... Anlayamadığım şey ise; bu, insana has duyguların, nasıl olup da dışarıya "kırmızı görmüş boğa" misali yansıdığı...

Kimse hayatına bakışını değiştirsin demiyorum, hele hele 50 sene öncesindeki gibi herkes yan yana kol kola maç izlesin hiç demiyorum. Ama ben kendi küçük dünyamda bu sporu, bu hayatı seviyorum, kimsenin kirletemeyeceği saflıkta seviyorum ve bugün yataktan yine çoşkuyla kalkıyorum...

FENERBAHÇE ÜLKER : 96- ALİAĞA PETKİM : 73


Hem takımın Banvit ve Rytas maçlarında verdiği olumlu görüntülerin, hem taraftarın hafta içi salona gösterdiği ilginin, hem de güzel Cumartesi gününde maçın saatinin uygunluğunun etkisiyle biz de Sinan Erdem Salonu'ndaki yerimizi aldık. Benchin arkasında, "Aydın Abi"'ye yakın bir maç seyretme keyfine rahatlıkla ulaşabilmemizi sağlayacak kadar boş salonda, FB Ülker'in kolay galibiyetine şahit olduk.


Maç yazısı yazmak için klavyenin başına geçtiğimde, yazacaklarımı tarttığımda, ortaya çıkan sonuç: "Rytas maçını kopyala-yapıştır" oldu. İlk çeyreğe takım Ukic'in önderliğinde klasik planıyla başladı. Lavrinovic yine çılgın attı, Ömer yine çoştu; ilk 14 sayının tamamını bulan bu ikilinin katkısıyla skor 19-1 oldu ve gerisi FBÜ için idman maçı haline geldi. İdmanı yakalamışken rahat durmayan ve gelen az sayıda seyirciye, ısrarla, kafa kafaya geçen bir maç izlettirme derdinde olan, FBÜ'nün süpersonik yedek oyun kurucusu(!) Preldzic'in yoğun gayretleriyle çeyrek sonunda fark 11 sayıya kadar düştü. 28-17.


İlk çeyreğin sonunda zorla ritme sokulup 2 üçlük sokan rakibin pır pır guardı Jerome Randle'ın çılgın attığı 2. çeyrekte, Jerome'a yegane destek; 1990'lardan kalma "oyun kurucu-pivot" tipli Brandon Hunter'ın kendi yarı sahasından kendisi getirip, kendisinin attığı basketler oldu. FBÜ'de ise Ukic'in sahaya dönüşü ( ki bu maç çok da iyi oynamadı ama arkasında bekleyen isim Preldzic olunca sahaya adım attığı her an Steve Nash gibi gözüktü.), Kinsey'in gayretli savunmasına Mirsad'ın da ucundan etki yapması ve Tomas'ın kendsinden beklenen katkıyı fazlasıyla vermesi farkı devre sonunda 17 sayı yaptı. 55-38.


3. çeyrekte FBÜ adına sahada şovunu sürdüren bir Tomas varken, Lavrinovic'in imzası olan tepe üstü üçlüklerden 3 tane kaçırmış olması, Ömer Onan'ın da neredeyse eline top değmemesi takımın birincil hücum planının işlememesine yol açtı. Yine de her daim hücum etkinliği olan Oğuz'un katkısı ve özellikle 2. çeyrekten başlayarak "Oğuzlaşmış" bitiricilikte oynayan Vidmar'ın verimli olması 19 sayıda kalan takımı 74-54 önde tutmaya yetti.


Daha rölantide geçmesi beklenen son çeyrek başında; Aliağa'nın sert ön alan baskısı içeren savunması, Preldzic'in top kayıpları ve aldığı teknik faul, Jerome'un da devam eden üstün hücum performansı farkı 12 sayıya kadar indirse de; alınan FBÜ molası sonucu tekrar maça dönen takım, Lavrinovic'in uzun süre sonra bulduğu üçlükle farkı tekrar 17 yaptı ve maçı kopardı. Son anlarında Can Mutaf( ilk kez iyi oynadığını ve sahada sırıtmadığını gördüm ) ve Erbil Eroğlu'nun( çok genç, heyecanlı ama bel arkası pas vermekten de geri kalmadı, dikkatle izlemek lazım ) da şans bulup sayılar attığı maç 96-73 sona erdi.


ÖZET


Takımın bahsettiğimiz en büyük iki probleminin kısa vadede zaten çözümü yok. İlk sorun olan yedek guard sorunu, özellikle ligde, daha da artacak gibi çünkü 6. yabancıya takılan Greer sanıyorum özellikle yerel maçlar için hiç düşünülmüyor. Kenarda, hemen önümüzde oturan Engin Atsür'ün, ayakkabı giymekte dahi halen zorlandığını gördük ama yürüme konusunda sıkıntısı yok gibiydi. En yakın zamanda dönmesine duacıyız. Guard konusunda yavaş yavaş dikkat çeken nokta Hoca'nın 1 numaraları ısrarla 1le, 2leri de ısrarla 2 ile tutturma isteği. Halbuki; özellikle böyle Jerome gibi çılgınlar karşısında Ömer Onan kullanılıp Ukic 2 numaralara verilebilir. İkinci sorun olan hareketli uzun savunması ise bu maçta çok da göze batmadı. Rakibin uzun rotasyonundaki Hüseyin-Levent-Önder 3lüsü hiçbirşey veremezken, Hunter'ın ısrarla topu yere vurarak yüzü dönük olarak potaya gitmek istemesi ve Halil Üner'in bir dönem Erdem'i burada kullanmayı düşünmesi rakiplerin bu eksiği gördüğüne ve üzerine gitmeye çalıştığına yeniden işaret oldu. Dikkat!!!